Sana daha iyi bir alışveriş deneyimi sunulabilmesi için sitemizde çerez konumlandırmaktayız, kullanmaya devam ettiğinde çerezler ile toplanan kişisel verilerin Veri Politikamız - Bilgilendirmelerimizde belirtilen amaçlar ve yöntemler ile mevzuatına uygun olarak kullanılacaktır.

Devlet Opera ve Bale
Göbekli Tepe

KONU

I. PERDE

Tablo 1. Moğol baskınlarından ve kıtlıktan yorgun düşmüş bir köy. Moğollar evlere girip etrafı yağmalamaktadırlar. Moğolların köyden uzaklaşmasının ardından herkes çok korkmuş, çoğu kişi yaralanmıştır. Köylüler birbirlerini teselli ederek, dağılan eşyalarını toplamakta ve yaralarını sarmak için birbirlerine yardım etmektedir. Olanlardan çok etkilenen Yunus, başlarına gelen bu felaketten dolayı kızgın, üzgün ve bezgindir. Yunus’un sevdiği kız Elif, köy meydanına gelir. Yunus, Elif’in baskından yara almadan kurtulduğuna sevinmiştir ancak köy halkına yapılan zulüm için ikisi de kahrolmaktadırlar. Yunus ve Elif acılarını paylaşarak birbirlerini teselli etme çalışırlar. O sırada Elif açlıktan dolayı bayılır. Kıtlıkla mücadele eden köylüler Yunus'u, Hacı Bektaş-ı Veli’ye gitmeye ve köy halkı için buğday istemeye ikna ederler. Yunus, Elif’in açlıktan bayılmasına çok üzülmüştür. Köyden ayrılmadan önce Elif’In iyi olduğundan emin olan Yunus, Elif’e köyü için elinden geleni yapacağını ve buğday istemek için gideceğini söyleyerek onunla vedalaşır ve yola çıkar.


Tablo 2. Hacı Bektaş-ı Veli dergâhının önü. Dergâha varan Yunus, kapı önünde karşılaştığı dergâh mensuplarına kendisini tanıtıp, köyünde olanları anlatmaktadır. Yunus, köy halkının içinde bulunduğu durum için acı çekmektedir. Dergâhın önündeki dervişler Yunus’a, Hacı Bektaş-ı Veli’nin darda kalanları kabul ettiğini anlatırlar. Yunus, yanında getirdiği meyveler karşılığında buğday istediğini söyler. Dervis, Yunus’u buyur eder ve onu Hacı Bektas-ı Veli’nin huzuruna çıkartır. Yunus, saygıyla yaklaşarak açlıktan ölmek üzere olan köylüler için yanında getirdiği alıçlar karşılığında buğday istediğini anlatır. Fakat Yunus, sadece köylülere verdiği sözü yerine getirmeye odaklandığından bu teklifi kabul etmez. Hacı Bektas-ı Veli, bu defa “Her bir meyve başına, on’ar nefes vereyim” der. Yunus, kıtlıkla mücadele eden köylüleri düşünerek bu teklifi de kabul etmez ve buğday verilmesini ister. Israrlarının işe yaramadığını gören Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus'a buğday verilmesini kabul eder. Yunus çok sevinmiştir, buğday çuvallarını alarak dönüş yolculuğuna çıkar.


Tablo 3. Yakıcı öğle sıcağı. Yunus, hiç dinlenmeden köyüne dönmek üzere hemen yola çıkmıştır. Ancak hem yol yorgunluğundan hem de buğday çuvallarının ağırlığından biraz dinlenmek ister ve bir ağacın altına oturur. Dergâhtan henüz pek uzaklaşmamıştır. Yanındaki buğday çuvallarına bakarak köylülerin ne kadar sevineceğini düşünürken gözlerini kapatır ve uykuya dalar. Bir anda gök gürültüsü ve ardından başlayan şiddetli yağmur ile buğday çuvalları ıslanmaya başlar. Yunus, buğdayları yağmurdan korumaya çalışmaktadır ancak Yunus’un telaşlı hareketlerinden çuvalların bağları çözülmüştür. Buğdaylar, yağmurdan ıslanan toprağa dökülürler. Yunus çok üzgün ve çaresizdir. Aniden, buğdaylar filizlenmeye başlar. Yunus bu mucize karşısında şaşkındır. Fırtına başladığı gibi bir anda sona ermiş, Yunus'un köyündeki genç arkadaşları gelmiştir. Sevinçle hasata başlarlar. Ancak Moğollar, ani bir baskın ile hasadı yağmalamalarlar. Tüm bu kaosun içerisinde Hacı Bektaş-ı Veli’yi görür. Yunus, daldığı uykudan uyanır ve himmet yerine buğdayı tercih ettiğine pişman olmuştur. Dergâha geri dönerek nefese talip olduğunu söyler. Ancak Hacı Bektaş-ı Veli, artık onun kilidinin anahtarının Tapduk Emre’de olduğunu, nasibine onun dergâhına giderek ulaşabileceğini söyler. Yunus, Tapduk Emre’nin dergâhına gitmek üzere yola koyulur.


II. PERDE

Tablo 1. Tapduk Emre’nin dergâhı. Dergâhta, Tapduk Emre eşi Ana Bacı ve kızı Bacım Sultan ile yaşamaktadır. Tapduk Emre’nin bazı dervişleri de avluda kendilerine verilen işleri ile meşguldürler. Dervişlerden birisi olan Molla Kasım, diğerleri ile sohbet etmektedir. Tapduk Emre’nin kızı Bacım Sultan, kendisini ziyarete gelen kız arkadaşlarını karşılar. Bu sırada dergâha varan Yunus, içeri kabul edilir. Köyü dışında bir çevreye pek alışık olmadığından ilgiyle etrafına bakmaktadır. Bacım Sultan, dergâha gelen misafiri fark eder ve bu misafiri karşılayarak Yunus’un dergâha geliş sebebini dinler. Molla Kasım ve dergâhtakiler, dergâha gelen kişiyi merak etmiş, Bacım Sultan’la konuşan kişinin kim olduğunu anlamaya çalışmaktadırlar. O sırada avluya gelen Tapduk Emre’yi gören Bacım Sultan, Yunus’u babasının yanına götürür. Yunus, Tapduk Emre’ye kendisini Hacı Bektaş-ı Veli’nin gönderdiğini söylemesinin ardından Tapduk Emre, Yunus’u dergâha kabul ettiğini duyurur. Tapduk Emre, himmete ulaşmanın ilk şartı teslimiyet ve hizmete talip olmaktır diyerek Yunus’u dergâhın odunculuğunu yapması için görevlendirir. Bu odunculuk görevi için bir balta getirilmesini işaret ederek, baltanın Yunus'a verilmesini ister.


Yunus, dergâhtaki odunculuk görevi için ormana gitmeye başlar. Dergâha götüreceği odunların eğri olmaması için odunları özenle seçmekte ve düzgün kesebilmek için çok çaba sarf etmektedir. Yunus’un elleri odun taşımaktan yara içerisinde kalsa da o bunu hiç dert etmeden, manevi aydınlığını kazanma yolunda, kendisine dergâhta verilen bu nasibini gerçekleştirmek için var gücüyle odun kesmektedir. Bir gün Tapduk Emre dergâhın avlusunda ormandan dönen Yunus’a, merakla; “Ormanda hiç eğri odun yok mudur?” diye sorar. Dervişler Yunus’un etrafına toplanırlar. Merakla yerdeki çok düzgün kesilmiş odunları incelemekte ve Yunus’un cevabını beklemektedirler. Yunus; “Burası öyle bir Hak ve doğruluk kapısı ki, buraya değil eğri adam, eğri odun bile giremesine gönlüm razı değildir” diye cevap verir.


Yunus, bu manevi duruşuyla hem şeyhinin, hem de dergâhtakilerin takdirini ve beğenisini kazanır. Bu sırada Bacım Sultan, Yunus'un ellerinin odun taşımaktan nasır tuttuğunu görmüş ve yaraları için bir merhem getirmiştir.


Yunus, Bacım Sultan’ın kendisine yardım etmesi karşısında mahcubiyet duyar. Kimse Yunus’a bir şey söylemese de etrafta meraklarını gizlemeye çalışan bakışları görmüştür. Tapduk Emre de etraftaki meraklı ve gizli bakışları fark etse de Yunus’a bir şey söylemez. Yunus, şeyhinin ailesine duyduğu saygıdan dolayı herhangi bir dedikoduya sebep vermek istememektedir. Etrafındaki kalabalığın dağılmasının ardından, kendisiyle baş başa kalan Yunus’un bu düşünce içini kemirmeye başlamıştır. Yunus, şeyhine Hak’kı aramak için seyahete çıkmak istediğini söyler ve vedalaşarak dergâhtan ayrılır.


Tablo 2. Mevlana’nın dergâhı. Yunus, diğer Mevlevi dervişleri ile birlikte Sema törenini izlemektedir. Sema töreni sonrasında Yunus, Mevlana’ya gerçek aşkın ne olduğunu sorar. Mevlana, Yunus’a “aşkı aşka sor, aşkı aşktan öğren” diyerek cevap verir. Mevlana ile vedalaşan Yunus, Tapduk Emre’nin uzun zaman önce kendisine “Hak’kı kendinde ara” sözlerini hatırlar ve kalbindeki özlemle şeyhinin dergâhına gitmeye karar verir.


Tablo 3. Tapduk Emre’nin dergâhı. Dergâha vardığında Yunus’u Ana Bacı karşılar. Yunus, şeyhinin artık âmâ olduğunu üzüntüyle öğrenir. Şeyhinin kendisini dergâha yeniden kabul edip etmeyeceğinin tedirginliğini yaşamaktadır. Bu durum karşısında Ana Bacı, Yunus’a şöyle der: “Tapduk Emre, kim geldi diye sorarsa, “Yunus’tur” diye cevap vereceğini söyler. Ancak Tapduk Emre “Hangi Yunus?” derse bil ki, gönlünden çıkmışsın; git buralardan. Ama “Bizim Yunus mu?” derse bil ki seni kalbinden silmemiştir” der. Yunus, heyecanla birazdan olacakları beklemektedir. Tapduk Emre, avluya geldiğinde Ana Bacı’ya 'Bu kimdir?” diye sorar, Ana Bacı da “Yunus'tur efendi, Yunus'tur” diye cevaplar ve Tapduk Emre “Bizim Yunus mu?” diye sorduğunda Yunus, dergâha yeniden kabul olmanın sevincini yaşar. Yunus artık geçmişten geleceğe uzanan sonsuz bir sevda köprüsüdür.


SON


YUNUS EMRE

TEMSİL TARİHİ

DİSTRİBÜSYON

GALERİ